değil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
değil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3.03.2009

3.09.2008

allah akıl fikir versin

10.08.2008

olimpiyat logosunun kaynağı

orijinali: VC

20.07.2008

21.05.2008

invizibul sammich? can i has?

30.01.2008

rambo - ölüm tablosu


istatistiğe bayılıyorum!

25.09.2007

now, çiğköfte time!

geçenlerde ufak bir iş için (hayır, eyüp sultan'a değil) eyüp'teydim. anam! her taraf çiğköfteci dolmuş; elazığ'lısı, adıyaman'lısı, gırla! yalnız, buradaki beni benden aldı:


kendi gözleriyle görmek isteyen varsa, eyüp çarşısının sonunda, kapalı otoparkın tam karşısında. reklamları izlediniz.


1.09.2007

internet yorumları

bu konuda ekleyecek hiçbir şeyim yok, düşündüklerimi aşağıdakilerden çıkarıverin:



28.08.2007

four in the morning



rives - is 4 am the new midnight?

21.05.2007

being a lost freak, take #2

en az dharma initiative olayı kadar gizemli, yalnız onun olmadığı kadar gerçek bir deney cern'deki atlas deneyi. yine de insan kendini alamıyor, koc-caman bir dharma logosu yapmışlar parçacık yakalama odası yapacaz diye:P

20.09.08 editi: foto atlas değil de cms'e (compact muon solenoid) ait sanki...

13.05.2007

olan biten geçen giden

cumartesi akşamı biraz dağ havası almak için koç'taki bahar festivali'ne gittim. line-up fena değildi; dolapdere big gang, helldorado, nil ve ajda vardı. dolapdere big gang'in sonuna yetişebildim, ama pek de bir numaraları olduğunu düşünmüyordum zaten. en önemlisi, koç'tayken gittiğim her festivalden eksik olmayan yağmur bu sefer yoktu. bir de, allah'ın koç dağlarında ne işi olduğunu bilemediğim iki inanç'lı da oradaydı; erdem öztürk ve cancan. dilek zaten ev sahibi, ama ağırlandığımı söyleyemeyeceğim :P onca bağırmaktan üç gün sesim çıkmaz diye düşünüyordum, sabahına hiçbirşeyciğim yoktu. demek ki neymiş, her halükarda ses tellerini nemli tutmak gerekiyormuş. arpa suyuyla banyo az yapmadılar hani yani... tüm bunların haricinde, öğrenci olmanın ne süper, ne aranası, özlenesi bir şey olduğunu tekrar gördüm. yalnız koç bu hislerin hakkıyla yaşanabileceği bir yer değil sanki, çok cebelleştiğimden midir nedir?

hepsii geçtim,
FENERBAHÇE ŞAMPİYON!

100. yılda çok ama çok yakıştı fener'ime.

bu ara birkaç kişiye inanç'ın logosu lazım oldu, ben de bendeki en yüksek çözünürlüklü olanını buraya koyayım dedim:

inanç'la ilgili her şeyin bir sezonu var; mezunlar günü yaklaşırken de nostalji sezonu açılıyor demek ki :P

24.04.2007

being a lost freak

görünen o ki levent plazalar civarında da faaliyetlerde bulunmuş dharma initiative. işte şok kanıtlar!

  1. deva ilaç binasının tepeden görünümü:
  2. kule çarşı
vay anasını sayın seyirciler :P

21.04.2007

genç parti spotları

orada burada görmekten bıktım, ama ufaktan bir "spoof" yapmadan duramadım. ne bileyim...


20.04.2007

kahretsin, kahretsin...

23 nisan, bu yıl süper bir şekilde pazartesi gününe denk geldi. bu ne demek? az biraz da olsa uzun bir hafta sonu demek. bunu haber alan ösym ne yaptı sizce? benim de gireceğim 2007 bahar dönemi ales'i (eskinin les'i) 22 nisan sabahına yerleştirdi! tüm hafta sonu ile ilgili hülyalı hallerimin orta yerine dinamit!

ösym için deli'den geliyor:

15.04.2007

supermarket 2.0

her tarafta web 2.0 geyiği dönüyor farkındaysanız. olayın özet olarak temeli de kullanıcı yorumları, rating ve etiketler aslında. bunun bir süpermarkete uyarlanmış hali nasıl olur diye merak edeniniz varsa (var mıdır hakkaten), ahanda böyle olmakta:


bu arada wishlist olayına girdim, ama biri bana alsın diye değil, çıkarsa alacam ya da amerikalardan getirtecem dediğim ıvır zıvırı koyacağım buraya. ilk cihazdan başlıyorum soruşturmaya; kim getirir 22"'lik lcd monitörü amerika'dan? olsa süper olur, çünkü ytl'ye vurunca 450 liraya geliyo abd fiyatı, tr fiyatı ise 699 ytl teknosa'da (başka yerlerde belki daha ucuzdur). iphone için galiba gelecek yılbaşını beklemek durumundayım, çünkü haziran'da çıkacak ve o sıralar tanıdık pek kimse kalmaz diye düşünüyorum oralarda. zaten bir ürünü ilk alanlardan olmamak, bug fix'leri, firmware güncellemelerini bekleyip öyle almak, ürünün olası tüm sorunlarıyla peşisıra karşılaşmamak lazım.

1.04.2007

haftalık dergisi röportajı

3 hafta önce haftalık dergisi'nden tuğrul tunalıgil aradı; okuldan (inanç tabii) ismimi ve iletişim bilgilerimi almış, 'okul sonrası "üstün yetenekliler"in halleri' konulu bir söyleşi şeettirecekmiş. başka "üstün"lerle de (ne demekse artık o) görüşeceklerini duyunca kabul ettim, o haftanın cumasının akşamı vatan gazetesi'nin merkezinde buluştuk.

önce fotograf çekimi yapıldı, ki abartısız yarım saat kadar sürdü, ki çekilen n tane fotograftan yalnızca bir tanesi dergi sayfasında yerini aldı. titizlik midir, dijital fotografçılığın verdiği deklanşöre basma rahatlığı mıdır, artık adını ben koymayayım.

sonrasında söyleşiye geçtik. eskiden, inanç'ta zamanın nasıl geçtiğinden, inanç sonrası üniversite dahili cebelleşmelerden, ilerisi için plan/projelerden falan bahsettim iki saat süresince, ortaya şöylemesine bir şey çıktı. Yorumlarımı kırmızı renkle şıftırttım:

Egemen Şentin (25 - Bilgisayar Mühendisi) (yaş kompleksim olmasa da belirteyim, halen 24'ümden gün alıyorum)

Bilgisayar Mühendisi olan Egemen Şentin, halen yazılım uzmanı olarak çalışıyor. Okumaya (ve yazmaya) dört yaşında başlayan Şentin, çevreden gelen "İlkokula erken başlatalım" talebine annesinin, ufak tefek olması (harbiden, insan konsantresiydim) nedeniyle karşı çıktığını söylüyor. Okuduğu lisenin ayrıcalıklarını şöyle anlatıyor: "Bir kere izole bir ortam. Haberleri, olanı biteni izliyorsunuz ama bunlar sizi pek etkilemiyor. Bizim zamanımızda ilk dört sene eve ayda bir kez gidip gelebiliyorduk. (okuldaki güven olgusundan falan da bahsetmiştim, ancak ilginç gelmemiş demek ki. ayrıca ben bu kadar kopuk konuşmam)" Senede 30 öğrenci alan bir okula gittikleri için arkadaşlık ortamının benzersiz olduğunu belirtiyor: "Ortam gerçekten güzel. Çıkıyorsunuz dışarıya, bir keşmekeş, harala gürele gidiyor. Sanki herşey üzerinize üzerinize geliyor. (koç'ta üzerime üzerime gelen ferrari'lerden dem vurmuş idim :) )" Şentin'in bilgisayarla ilk karşılaşması siyah yeşil monokron (monokrom/monochrome olacak o) ekranlarla olmuş: "Bilgisayara ilgim oyunlarla başladı. Ama sonra bir de baktım ki, okulun hazırlık kampındayken bilgisayarın başından kalkmıyorum. Zamanla programların nasıl yapıldığını (yazıldığını, allah kahır bela) merak etmeye başladım." Şentin'in üniversitedeki bitirme projesi de oldukça ilginç: "Projemi Ekşisözlük üzerine verdim. (burada da anlattığım ek$iVista) Aynı zamanda, 2002'den beri Ekşisözlük'te yazıyorum." Şentin, insanların "üstün zekalı, üstün yetenekli" gibi belli bir isim altında girdiklerinde işin içine rekabetin girdiğini söylüyor: "Benim de kendimi tutamadığım şeylerden biridir. Birisi bir şeyin bir hecesini yanlış söylesin, düzeltirim mesela. Böyle olunca da bazı insanlar size mesafe koyuyor." Şentin, gelecekte Bill Gates çapında bir bilgisayar mühendisi olma ideali olduğunu söylüyor (ne ne ne ne? birincisi, bill amca'dan hiç hoşlanmam. ikincisi, bill gates bilgisayar mühendisi değildir, hatta harvard'dan terk olduğu için bir üniversite derecesi dahi yoktur, honoris causa zımbırtılar da sayılmaz.) ve yazılım alanında yapmak istediği, kafasında oluşmuş bazı projeler olduğunu belirtiyor. Ama bunları yapacak zaman ve fikir olarak sunabileceği ortam olmamasından oldukça şikayetçi: "Fikir var ama çıkışı olmayınca, ben bunları ne zaman yapacağım, ya benden önce birisi yaparsa diye endişeye kapılabiliyorsun." Egemen Şentin, insanların "üstün zekalı" olduğunu bilmelerinin kendilerine farklı bakmalarını beraberinde getirdiğini söylüyor: "Üstün zekalı (bu tabiri kullanmam, kullandırtmam) olduğunuzu duyunca, üç tane üç basamaklı sayıyı çarp ve üç saniyede bunun cevabını ver diyebiliyorlar. Sizi ayaklı hesap makinesi gibi görebiliyorlar."

yer darlığından metni biçivermişler ama biçerken iyi seçememişler. böyleyken böyle işte...

16.03.2007

kıskanıyorum!

... but my intentions are good :)

yani, gıpta ediyorum da denilebilir.

şöyle ki; şirin'in blog'undan bir tane de ben istiyorum!!! bir yerlere gideyim, yeni birşeyler göreyim, öğreneyim istiyorum. ne bileyim, "yaşasam ya biraz " diyorum...

oluyor mu? olmuyor, şimdilik...

1 haftadır dune'un 3. kitabını, children of dune'u okuyorum, hastasıydım, daha da feci hasta oldum. sırada da 4.sü, god emperor of dune var. du bakali n'olcek?

13.03.2007

2 adım ileriden fotograflar

sabancı center kule 1

itü, tepede istinye park

maslak ve levent

levent, akatlar, inceciğinden boğaz

11.03.2007

silly games, provoked memories

dün ufaklardan zeynep erul ziyaret etmiş mail kutumu... şaşırmadım desem yalan olur, zira muhabbetimiz pek de derûn değildir, hiç kötü olmamışsa da. okudum bekletmeden. öyle özel hayatın mahremiyetini ifşa durumları söz konusu olabilecek bir mail olmadığı için aynen ekleştiriyorum kendisini buraya:

Merhabalar Egemen, nasilsin?

Sana işim dustu:). Burada kampus senliklerinde silly games tarzi bir organizasyon yapma durumumuz var, ve benim silly games deyince aklima girek sen geldin. Ben okuldayken yapilmis en eglenceli silly games'in organizasyonunu siz yapmıstınız! Aklina geldigi kadar ne oyunlar oynandıgını kisaca anlatır özetler misin zamanın varsa? Bana cok buyuk bir yardımda bulunmuş olursun.

Teşekkurler cok,

-zeynep
ne yalan söyleyeyim, olaydan 6 sene sonra da gelmiş olsa, marifet gerçekten de iltifata tabiymiş, ben bugün bunu gördüm. çok da hoşuma gitti böyle bir güzelliği organize eden biri olarak hatırlanıyor olmak. akabinde, tabi, anılar depreşti... sertaç, barışcan, özcan, ben ve ekipte olup olmadığını hatırlayamadığım diğerleri güler'deki o greek temple'a bakan odada benim ve cancan'ın yatağının üzerinde kümeleşmiş, daha önce mr. williamson'ın (nerelerdedir acep? tontiş sammy nicedir, inanç erkeklerine az iç çektirmemiş -yalan diyen allah için söylesin- eşi nasıldır?) zamanında yapılmış ilk silly games'i de yad ederek yeni ve daha bir eğlencelisini düzenlemek için laf çeviriyoruz. öyle böyle değil, sanki olimpiyat komitesiyiz görseler... o oyun konsun, şu oyun çıkarılsın derken kafalar karışıyor, ve "bir liste yapalım" diyorum, hangi oyunu hangi sırada koyacağımızı belirlemek ve zaten güç bela yönetimden izin alarak (öğleden sonra dersleri iptal ettirmiştik) elde ettiğimiz zamanın tamamını eğlenceye ayırmak için gerekecekti bu. sonrası? her takıma isim belirleme zorunluluğu koymuştuk mesela, takımına oyunlarda yarışacakların listesi asılana kadar isim bulamayanlara biz isim verecektik, ve tabii ki bunlar pek sevimli isimler olmayacaktı. mine'lerin (doğucu) miydi, anıl'ların (aktaran) mıydı -ikisi aynı takımda bile olabilirler- neydi, bir takıma "dallamalar" demiştik mesela. bütün oyunlar boyunca isimlerini değiştirmek için lobi yapma seviyesinde uğraşmış, bu isimle her anons edildiklerinde protestonun, tavrın kralını yapmışlardı :P

kafamda şimşekler çakmaya başladı birden bire; bir liste hazırlamıştık hani biz? kimbilir nerededir, hangi cehennemdedir? öyle ya, üzerinden o kadar zaman geçmiş, inanç'ta eski defterler, o üzerinde geceler tüketilen proje kartonları gibi, içinde üretildiği kurumu geçmişsizleştirircesine geri dönüştürülmek üzere toplanıp atılmış olabilirdi...

... tabi listeyi inanç'ta bırakmışsam.

sonrasında, inanç konusunda ne kadar arşivci-çöpçü-sentimentalist-nostomanik olduğum dank etti, ve hemen çıfıt çarşısından farksız dolabımı karıştırıp yarım saat içerisinde, zamanında part-time matematikçimiz ömer kömürcüoğlu ile "enteresan" sorular çözdüğümüz, okulun dağıttığı, dışı şirinler köyü'nden proletarya manzaralarıyla kaplı 60 yaprak kareli metod defterinin sayfaları içinde o listeyi buluverdim! şoka bakar mısınız! sanki matbah-ı amire'de en son pişirilmesinin üzerinden yüzyıllar geçmiş ama her yiyenin tadı damağında kalmış kayıp bir yemeğin tarifi karşımdaydı... bir garip oldum, bir hislendim ki anlatamam. abartısız, hiç beklemeden, hatırladığım kadarıyla oyunların detaylarını erul'a döşendim, listeyi de herhalde başına birşey gelmesin diye kilitli bir kasaya koyacağım. bundan sonraki inanç reunion'da birkaç eklemeyle (paperball, inşaat hokeyi, ufak çaplı iz takipleri, vs.) tekrar düzenlemeli aslında... offf be, offf!

eskisinden saklanmış herhangi bir görüntü var mıdır bilemiyorum, ama umarım erul yenisinden birkaç kare, belki birkaç dakikalık akan görüntü gönderir; insanları eğlenirken görmek muhteşem birşey zira, hele bunda sizin de azbuçuk payınız varsa...

9.03.2007

mythbusters, MIT tarzıyla...

arkhimedes'in ölüm ışınını test eden n'inci grup olsalar gerek.

başarmışlar yalnız :)