geçenlerde ufak bir iş için (hayır, eyüp sultan'a değil) eyüp'teydim. anam! her taraf çiğköfteci dolmuş; elazığ'lısı, adıyaman'lısı, gırla! yalnız, buradaki beni benden aldı:.jpg)
kendi gözleriyle görmek isteyen varsa, eyüp çarşısının sonunda, kapalı otoparkın tam karşısında. reklamları izlediniz.
25.09.2007
now, çiğköfte time!
21.09.2007
evlerinin önü boyalı direk
öncelikle:
orijinalinin kerkük türküsü olduğunu söylesem? değişik ve ilginç, ama en önemlisi yaparken eğlenmişler.
işte şapşal manila'lılar (offshore accenture ekibi) canımı sıkıyor. gönderdiğimiz tasarım dokümanlarını, test setlerini neredeyse hiç okumuyorlar, okumadıkları kısım hakkında yaratıcılıklarını konuşturup rastgele verilerle ekran testi yapıyorlar, işlemleri gerçekleştiremeyince de "aha patladı" diyorlar. patladı dedikleri ekranların arkasındaki servisleri de onlar yazdılar, aynı yöntemle tabii. aralarında ilk denemede çalışan bir tane bile yok, düzeltmeleri de bana bakıyor. dadılık zor şey anlayacağınız; yemek yemesini öğrenseler de bezlerini doldurdukları gibi iş yine başa düşüyor.
okuldan devam edersek, alelade bir yılan hikayesinden zebellah gibi bir anakonda hikayesine dönüşmek üzereyken nihayet kurduk mezunlar derneğini. adı hafiften çakma oldu (gebze inanç türkeş özel lisesi mezunları derneği), ama yol üzerinde değiştiririz. salaklar derneği'ne kadar yolu var... bir de öss başarısı konusunda okul yönetiminin endişeleri varmış. olur tabii; pintilik yapıp usulüne kitabına göre değil de öğretmenlere öğrencileri seçtirirsen, ib'ye damdan düşer gibi başlarsan, öğretmenlerin (kıdemliler dahil) yeterliğini sorgulamazsan, ilköğretimden öğrenci alamayıp ilköğretim çıkışlılara da sağlam bir hazırlık eğitimi veremezsen, ilk yıllardaki disiplini ve güven duygusunu birtakım icraatlerle ya da eylemsizlikle hurdahaş edersen ve tüm bunlar olurken 40 yıldır eğitime sadece ama sadece bir fon olarak katkıda bulunup aslında bu işten pek de çakmadığını unutursan ufaktan şikayetler başlar. dernek işte bu gibi durumlarda olabilecek en usturuplu biçimde müdahil olmalı.
son olarak, boğaziçi'nde master'a başlıyorum haftaya. ikinci öğretim. işletme bilişim sistemleri. yazılım mühendisliğini de kazanmıştım, ama işin uygulamaya ve işe dönük kısmı en azından şu an için daha çekici geldi. akşamları iş çıkışı nasıl götüreceğim bakalım, deneyeceğiz ve göreceğiz.
yazan eden: egiboy
yıldız tarihi:
21.9.07
1 yorum
? accenture, boğaziçi üniversitesi, eğitim, inanç lisesi, iş, kekremsi, master, outsourcing
1.09.2007
28.08.2007
8.08.2007
bloga dönüş
döndüm, dönebildim, şeyini şeyettiğimin manila'lılarından kalan zamanımın bir kısımcığını buraya ayırabilecek durumdayım. aman da aman, aman da aman!
dönüş derken, seneler önce erich von däniken'in "yıldızlara dönüş"ünü okumuştum. ufocu zamanlarımdı, büyüdüm geçti. neyse, bahsettiğim kitabın inanılmaz komik, şuna benzer bir girişi vardı: "yıldızlara dönüş! 'dönüş' diyorum, bu yıldızlardan geldik anlamına gelmez mi?" mantık bükmenin, ucuz illüzyonun bu kadarı! blogosferden gelen bir blogonot değilim, ama geri dönmek güzel. birikmişleri bırakmanın vakti gelmişti. ne yapmışız bakalım?
madde 1: the simpsons!
the simpsons movie'ye gittim geçen salı. eğlenceli miydi? kesinlikle. yeri geldiğinde çatlayasıya güldüm mü? evet. ama herşeye rağmen bir sinema filmi havasına giremedim; filmin süresinden (kısalığından) olacak herhalde. spider pig mevzuuna hala yarılmaktayım, şarkı da dilime fena halde yapıştı: "spider pig/spider pig/he does whatever a spider pig does"... hele kuyruk jeneriğine eşlik eden a capella versiyonu harika.
madde 2: egiboy outsourcing öğreniyor
işte dış kaynak kullanılan bir projede çalışıyorum. accenture ile çalışıyoruz ve offshore ekibi manila'da. iki aydır fena halde cebelleşiyoruz ve her ne kadar iki ay böylesi bir konu hakkında fikir edinmek için yeterli olmasa da iki satır laf geveleyebilirim diye düşündüm. dediğim gibi, süreç içinde kendimce çıkarımlarım var outsourcing ile ilgili. öncelikle, iş gücü bakımından 1 + 1 (offshore + onshore) kesinlikle 2 etmiyor; 1,5 ile 1,85 arası (yuvarlak sayı verelim de attığımız anlaşılmasın) bir şey ediyor. kırıma neden olan etmenler ise bence (i) offshore ekibinin benzer bir iş deneyimi olup olmadığı, (ii) onshore ekibinin hazırladığı dokümanların kalitesi ve bunların hazırlanma süresi, (iii) iki katmanlı bir faktör olan dil uyumu; geliştirme dili ve değişken adlarını belirlerken kullanılan dil. her ne kadar 1 + 1 outsourcing matematiğinde 2 etmese de masraf konusunda muazzam bir avantaj yarattığı tartışılmaz. unuttuğum bir noktayı da ekleyip bu bahsi kapatayım; iki ekip arasındaki zaman farkı da çok ama çok önemli. mesela, yaz saatini de ekleyince manila ile aramızda 5-6 saat fark oluyor ve bu nedenle -nacizane fikrimce- çok da uyumlu çalışamıyoruz. amerika-hindistan arası 12 saate yakın, ve böylece bir ekibin bıraktığı yerden öbür ekip alıp götürebiliyor işi, ya da onshore ekibin offshore ekibe doküman yetiştirmesi için çok kasması gerekmiyor. yine de türkiye'den herhangi bir firma yurtdışından dış kaynak kullanmalı mı? ben kendimi pek ikna edemedim; amerika-hindistan arasındaki fiyat uçurumu da yok türkiye-filipinler arasında.
madde 3: moleskine!
bir moleskine aldım. evet, tüketim canavarına tasmasını teslim etmiş bir köpeğim artık ben. yalnız, gerçekten daha fazla yazasım, çizesim, karalayasım var adı geçen nesneyi edindiğimden beri.
inanç zamanından kalma bir kareli defterden başkasıyla çalışamama hastalığım olduğundan moleskine'm de kareli. her türlü taslağı, çizimlerimi, yazılarımı ve saçmalamalarımı ilk önce buraya nakşedeceğim ki ilerleyen zamanlarda daha sağlam saçmalayabileyim :P
madde 4: düğün dernek ve epey kırtasiye
geçen hafta inanç'ın mezunlar derneği ile ilgili gelişmeler oldu. açıkçası, yılan hikayelerini solda sıfır bırakacak bir seyir izleyen dernek işlerinde artık -afedersiniz- "aramızdaki cenabet kim?" diye sormaktan başka birşey gelmiyor elimden. tam yüzdük yüzdük kuyruğunda geldik dediğimiz anda hayvan taze deri ceketini geri aldı bizden! olay da şu; okulun şu anki adı türk eğitim vakfı inanç türkeş özel lisesi (kısaca tevitöl - nazal dekonjestan - türk tıbbı'nın hizmetine sunarız) olduğu için ve okulun şu anki yönetimiyle ili ilişkiler içinde bulunmak istediğimizden derneğin adını "inanç liseliler derneği" yerine içinde tevitöl geçen bi'şey olmasını istedik. istemez olaydık! meğer dernek vesairenin adında "türk" ibaresinin geçmesi için bakanlık izni gerekiyormuş. yasaları bilmemek yasalara bağışıklık salamıyor tabii, ama birkaç kez ve birden fazla avukata inceletilmiş bir metindeki böylesi bir ayrıntının işin uzmanları tarafından atlanmış olması... ne bileyim, içime sinmiyor. hani bülent ecevit'in de içine sinmezdi ya hiçbir şey, aynen öyle. ağustos sonuna kadar bakacağız bi'şeyler, tam detayları ben de bilemiyorum ne yazık ki. umalım ki 30 ağustos'a yetişsin; sezai bey'in huzuruna derneksiz çıkmak da pek içime sinmeyecek zira...
madde 5: girişimciler kulübü girişimi
"yeni ekonomi" hedesi ortaya çıkalıberi herkes bir sonraki parlak fikri bulup, satıp/ürüne çevirip voliyi vurma peşinde. inanç forum'da önce iddialı bir şekilde "gelin şirket kuralım" diye caner'in ortay attığı bir fikrin yine forumda şekillenmiş ve görece daha mütevazı hali diyelim girişimciler kulübü'ne. daha ilk toplantımızı bile yapmış değiliz, çok iddialı da değiliz (daha doğrusu, girişim sermayesi kavramının türkiye'deki görece yokluğu nedeniyle otomatikman kabuğumuza doğru itiliyoruz mütemadiyen). hiçbir şey yapmasak masa başında memleketi kurtarırız, ne gam? tüm inançlı'ları, inanç insanlarını bekliyoruz...
madde 6: yorumsuz blog olmaz, hadi duvaksız gelin bi' derece
özellikle altivi konusunda bloglayıp bir ekşi entry'si ile ufaktan reklam yapınca egiBlog'un ziyaretçisi epey arttı diyebilirim. yine de anlayamadığım bir durum mevcut; gelenler geldiklerini nedense pek belli etmek istemiyorlar sanki. uzun zamandır hiçbir blog girişime yorum yazılmamış. geliyorsanız ses verin, gelecek sefere pencerenin önüne elmalı turtanızı bırakayım. iyi deyin, kötü deyin, ama bir şekilde ses verin.
madde son: bekleyen işler
çok. gerçekten çok. altivi incelemeleri kapsamında bir teklif sayısı takip programı yazmam gerek. belli aralıklarla ilgilenilen ihaleleri ziyaret edip verilen tekliflerin sayısını takip eden ufak bir program olacak bu; atla deve değil yani. bunun üreteceği veri ile eldeki verileri karşılaştırıp altivi kullanıcılarının teklif verme örüntülerini ve en az teklifler ihale kapatmak için bir yöntem olup olmadığını araştıracağım. sonraki işleri de byblos (kütüphane şeysi), ek$iVista online (the ultimate vaporware) ve "muha!" kişisel muhasebe uygulaması sırasıyla önceliklendirdim.
unutmadan, bir detayı daha var altivi uygulamasının. 3 boyutlu bir basit bir grafik çizmekle uğraşıyorum. 3 eksenim olacak: kullanıcı, fiyat ve ihale bitimine kalan süre. her kullanıcı-fiyat-zaman üçlüsünü bir küp olarak göstereceğiz. eksenlere tıklandığında gerçek değerler/frekans toggle'ı yapılacak. kodu c# ile yazıyorum. yol göstermek, kaynak önermek isteyen? 3d çizimi nasıl optimize ederim mesela, görünmeyen kısımları çizmemek yardımcı olabilir, ama bunları nasıl belirlerim? "yol yakınken" falanla bana gelmeyin, çok pis dalarım :P sonuçta bir programcının en sadık dostu ne bilgi ne deneyim ne de acı kahvedir, halis budaklı meşe odunudur.
cidden, yardımlarınız değerinde alınır.
yazan eden: egiboy
? accenture, altivi, blog, brainstorming, buluşma, ek$i sozluk, grafik, inanç lisesi, iş, kekremsi, mezunlar derneği, moleskine, outsourcing, programlama, simpsons, startup, taslak, vaporware
4.06.2007
icraatin içinden
kaç zamandır üzerinde çalıştığımız proje bitti. evet, bitti! işin en kolay kısmı bittiğini söylemek herhalde. ürünün reklamı olduğunda "şunun şurasını burasını ben yaptım" diyebilmek güzel olacak.
geleneksel blog ihmal rutinine girdim geçen hafta, oysa ki yazacak şeylerim de vardı. mesela, salı günü inanç oyuncularının eyüboğlu koleji'nde oynadıkları oyunu seyrettim: "gözlerimi kaparım vazifemi yaparım". süperdi, kesinlikle süperdi. en sevdiğim kısımları mimiklerdi; vicdani'nin afalladığı anlar, müzik yapan tayfanın oyunla etkileşimi dibimin düşmesine yetti. yalnız kimi anlarda oyuncuların ne söylediğini anlamakta fena halde güçlük çektim, kelimeler olmadık yerlerde iç içe girdi. ayrıca sıklıkla tekrarlanan söyleyiş hataları rahatsız ediciydi. nerede "erkân" geçtiyse hepsi "Erkan" diye telaffuz edildi. çalışılmamış demek ki. herşeye rağmen istanbul'da "benim" diyecek birçok tiyatro kumpanyasından iyilerdi, ki o kadar da farkları, farkımız olsun zaten... tüm olay bir yarışma dahilinde olduğundan sonuç ne oldu diye meraklardayım, ama şu zamana kadarki sessizlik birşeyler anlatıyor sanki :P
"egiboy planlama teşkilatı" başlığı altında egiBlog'da bahsettiğim işler tarihin sayfalarına en kral vaporware'ler olarak geçecek gibi. uygun zamanı bekleye bekleye günleri tüketiyoruz, ama değecek; vallahi değecek, billahi değecek. mesela bir ara bahsettiğim ex libris olayıyla entegre bir kişisel kütüphane uygulaması kasıyorum, bittiğinde süper olacak. tabi kongre kütüphanesi çapında bir yer için planlamıyorum, ortada gezen kütüphanecilik standartlarına falan da pek kulak asmıyorum, işimi görsün yeter. so much to do, and so little time...
işte (iş'te) de tekrar java'ya dönüyorum sanki, tahtalara vuralım...
yazan eden: egiboy
? egiboy planlama teşkilatı, ex libris, inanç lisesi, iş, kekremsi, tiyatro, zamansızlık
21.05.2007
being a lost freak, take #2
13.05.2007
olan biten geçen giden
cumartesi akşamı biraz dağ havası almak için koç'taki bahar festivali'ne gittim. line-up fena değildi; dolapdere big gang, helldorado, nil ve ajda vardı. dolapdere big gang'in sonuna yetişebildim, ama pek de bir numaraları olduğunu düşünmüyordum zaten. en önemlisi, koç'tayken gittiğim her festivalden eksik olmayan yağmur bu sefer yoktu. bir de, allah'ın koç dağlarında ne işi olduğunu bilemediğim iki inanç'lı da oradaydı; erdem öztürk ve cancan. dilek zaten ev sahibi, ama ağırlandığımı söyleyemeyeceğim :P onca bağırmaktan üç gün sesim çıkmaz diye düşünüyordum, sabahına hiçbirşeyciğim yoktu. demek ki neymiş, her halükarda ses tellerini nemli tutmak gerekiyormuş. arpa suyuyla banyo az yapmadılar hani yani... tüm bunların haricinde, öğrenci olmanın ne süper, ne aranası, özlenesi bir şey olduğunu tekrar gördüm. yalnız koç bu hislerin hakkıyla yaşanabileceği bir yer değil sanki, çok cebelleştiğimden midir nedir?
hepsii geçtim,
FENERBAHÇE ŞAMPİYON!
100. yılda çok ama çok yakıştı fener'ime.
bu ara birkaç kişiye inanç'ın logosu lazım oldu, ben de bendeki en yüksek çözünürlüklü olanını buraya koyayım dedim:
inanç'la ilgili her şeyin bir sezonu var; mezunlar günü yaklaşırken de nostalji sezonu açılıyor demek ki :P
yazan eden: egiboy
yıldız tarihi:
13.5.07
0
yorum
? değil, fenerbahçe, inanç lisesi, kampus, koç üniversitesi, logo
24.04.2007
21.04.2007
20.04.2007
kahretsin, kahretsin...
23 nisan, bu yıl süper bir şekilde pazartesi gününe denk geldi. bu ne demek? az biraz da olsa uzun bir hafta sonu demek. bunu haber alan ösym ne yaptı sizce? benim de gireceğim 2007 bahar dönemi ales'i (eskinin les'i) 22 nisan sabahına yerleştirdi! tüm hafta sonu ile ilgili hülyalı hallerimin orta yerine dinamit!
ösym için deli'den geliyor:
15.04.2007
supermarket 2.0
her tarafta web 2.0 geyiği dönüyor farkındaysanız. olayın özet olarak temeli de kullanıcı yorumları, rating ve etiketler aslında. bunun bir süpermarkete uyarlanmış hali nasıl olur diye merak edeniniz varsa (var mıdır hakkaten), ahanda böyle olmakta:
bu arada wishlist olayına girdim, ama biri bana alsın diye değil, çıkarsa alacam ya da amerikalardan getirtecem dediğim ıvır zıvırı koyacağım buraya. ilk cihazdan başlıyorum soruşturmaya; kim getirir 22"'lik lcd monitörü amerika'dan? olsa süper olur, çünkü ytl'ye vurunca 450 liraya geliyo abd fiyatı, tr fiyatı ise 699 ytl teknosa'da (başka yerlerde belki daha ucuzdur). iphone için galiba gelecek yılbaşını beklemek durumundayım, çünkü haziran'da çıkacak ve o sıralar tanıdık pek kimse kalmaz diye düşünüyorum oralarda. zaten bir ürünü ilk alanlardan olmamak, bug fix'leri, firmware güncellemelerini bekleyip öyle almak, ürünün olası tüm sorunlarıyla peşisıra karşılaşmamak lazım.
11.04.2007
fazla mesai...
işte (iş'te) üzerine kastığımız projenin deadline'ı yaklaşık 1 ay geriye alındı; önemli bir toplantıya yetişmesi gerekiyormuş zira. bu ne demek? hayyyvan fazla mesai demek. yalnız bitince kastığımıza değer birşey çıkacak ortaya, orası kesin.
hiç işim yokmuş gibi kitaplarıma ex libris yapayım dedim. dijital ortamların nimetlerinden faydalanıp escher kırpıntılarıyla bi'şeyler çıkardım. artistik olmaktan çok güzel bir etiket olsun, sınıflandırmada yardımcı olsun, ev içinde kongre kütüphanesi ambiyansı yakalayalım diye uğraştım. bir örneği aşağıda. tıklayınca gelen resim biraz büyük, uyarayım. 600 dpi ile basınca 10 x 15 cm'ye sığacak şekilde yapıldı:
bir de, tekno şeylerle ilgili post'ları ayrı bir blog açıp oraya mı yapsam diyordum, mine'nin son post'unu okuyunca bıraktım, dağınık kalsın.
1.04.2007
haftalık dergisi röportajı
3 hafta önce haftalık dergisi'nden tuğrul tunalıgil aradı; okuldan (inanç tabii) ismimi ve iletişim bilgilerimi almış, 'okul sonrası "üstün yetenekliler"in halleri' konulu bir söyleşi şeettirecekmiş. başka "üstün"lerle de (ne demekse artık o) görüşeceklerini duyunca kabul ettim, o haftanın cumasının akşamı vatan gazetesi'nin merkezinde buluştuk.
önce fotograf çekimi yapıldı, ki abartısız yarım saat kadar sürdü, ki çekilen n tane fotograftan yalnızca bir tanesi dergi sayfasında yerini aldı. titizlik midir, dijital fotografçılığın verdiği deklanşöre basma rahatlığı mıdır, artık adını ben koymayayım.
sonrasında söyleşiye geçtik. eskiden, inanç'ta zamanın nasıl geçtiğinden, inanç sonrası üniversite dahili cebelleşmelerden, ilerisi için plan/projelerden falan bahsettim iki saat süresince, ortaya şöylemesine bir şey çıktı. Yorumlarımı kırmızı renkle şıftırttım:
Egemen Şentin (25 - Bilgisayar Mühendisi) (yaş kompleksim olmasa da belirteyim, halen 24'ümden gün alıyorum)
Bilgisayar Mühendisi olan Egemen Şentin, halen yazılım uzmanı olarak çalışıyor. Okumaya (ve yazmaya) dört yaşında başlayan Şentin, çevreden gelen "İlkokula erken başlatalım" talebine annesinin, ufak tefek olması (harbiden, insan konsantresiydim) nedeniyle karşı çıktığını söylüyor. Okuduğu lisenin ayrıcalıklarını şöyle anlatıyor: "Bir kere izole bir ortam. Haberleri, olanı biteni izliyorsunuz ama bunlar sizi pek etkilemiyor. Bizim zamanımızda ilk dört sene eve ayda bir kez gidip gelebiliyorduk. (okuldaki güven olgusundan falan da bahsetmiştim, ancak ilginç gelmemiş demek ki. ayrıca ben bu kadar kopuk konuşmam)" Senede 30 öğrenci alan bir okula gittikleri için arkadaşlık ortamının benzersiz olduğunu belirtiyor: "Ortam gerçekten güzel. Çıkıyorsunuz dışarıya, bir keşmekeş, harala gürele gidiyor. Sanki herşey üzerinize üzerinize geliyor. (koç'ta üzerime üzerime gelen ferrari'lerden dem vurmuş idim :) )" Şentin'in bilgisayarla ilk karşılaşması siyah yeşil monokron (monokrom/monochrome olacak o) ekranlarla olmuş: "Bilgisayara ilgim oyunlarla başladı. Ama sonra bir de baktım ki, okulun hazırlık kampındayken bilgisayarın başından kalkmıyorum. Zamanla programların nasıl yapıldığını (yazıldığını, allah kahır bela) merak etmeye başladım." Şentin'in üniversitedeki bitirme projesi de oldukça ilginç: "Projemi Ekşisözlük üzerine verdim. (burada da anlattığım ek$iVista) Aynı zamanda, 2002'den beri Ekşisözlük'te yazıyorum." Şentin, insanların "üstün zekalı, üstün yetenekli" gibi belli bir isim altında girdiklerinde işin içine rekabetin girdiğini söylüyor: "Benim de kendimi tutamadığım şeylerden biridir. Birisi bir şeyin bir hecesini yanlış söylesin, düzeltirim mesela. Böyle olunca da bazı insanlar size mesafe koyuyor." Şentin, gelecekte Bill Gates çapında bir bilgisayar mühendisi olma ideali olduğunu söylüyor (ne ne ne ne? birincisi, bill amca'dan hiç hoşlanmam. ikincisi, bill gates bilgisayar mühendisi değildir, hatta harvard'dan terk olduğu için bir üniversite derecesi dahi yoktur, honoris causa zımbırtılar da sayılmaz.) ve yazılım alanında yapmak istediği, kafasında oluşmuş bazı projeler olduğunu belirtiyor. Ama bunları yapacak zaman ve fikir olarak sunabileceği ortam olmamasından oldukça şikayetçi: "Fikir var ama çıkışı olmayınca, ben bunları ne zaman yapacağım, ya benden önce birisi yaparsa diye endişeye kapılabiliyorsun." Egemen Şentin, insanların "üstün zekalı" olduğunu bilmelerinin kendilerine farklı bakmalarını beraberinde getirdiğini söylüyor: "Üstün zekalı (bu tabiri kullanmam, kullandırtmam) olduğunuzu duyunca, üç tane üç basamaklı sayıyı çarp ve üç saniyede bunun cevabını ver diyebiliyorlar. Sizi ayaklı hesap makinesi gibi görebiliyorlar."
yer darlığından metni biçivermişler ama biçerken iyi seçememişler. böyleyken böyle işte...
yazan eden: egiboy
16.03.2007
dolu taneleri problemi- update
mutlaka ki yeni birşey değildir, ama daha önce bahsettiğim collatz zımbırtısı ile ilgili bir şeyle karşılaştım. hiç kasmadan grafik olarak şeettireyim:
şöyle ki, başlanan sayının tek ya da çift olması ihtimaline göre çizilmiş grafiğin her seviyedeki eleman sayısı fibonacci dizilimini izlemekte.
hiçbir şey değilse ilginç yani.
kıskanıyorum!
... but my intentions are good :)
yani, gıpta ediyorum da denilebilir.
şöyle ki; şirin'in blog'undan bir tane de ben istiyorum!!! bir yerlere gideyim, yeni birşeyler göreyim, öğreneyim istiyorum. ne bileyim, "yaşasam ya biraz " diyorum...
oluyor mu? olmuyor, şimdilik...
1 haftadır dune'un 3. kitabını, children of dune'u okuyorum, hastasıydım, daha da feci hasta oldum. sırada da 4.sü, god emperor of dune var. du bakali n'olcek?
13.03.2007
11.03.2007
ept bilgi notu: quant
ept (egiboy plânlama teşkilatı - öyle de kurumsalız) dahilinde quant diye bir uygulamaya kasacağımı yazmıştım. kendileri bir test/anket hazırlama/değerlendirme aracı olacaktı.
yapımından vazgeçmedim, ama eğer bu blogu okuyan, konuyla ilgilenen ve ortaya çıkacağını bildirdiğim üründen faydalanmayı düşünen birileri var ise, gayet güzel bir ürünle karşılaştım bu konuda. beni beklemek zorunda değilsiniz yani :)
linkini vermezsem ayıp olur: http://zohochallenge.com/
silly games, provoked memories
dün ufaklardan zeynep erul ziyaret etmiş mail kutumu... şaşırmadım desem yalan olur, zira muhabbetimiz pek de derûn değildir, hiç kötü olmamışsa da. okudum bekletmeden. öyle özel hayatın mahremiyetini ifşa durumları söz konusu olabilecek bir mail olmadığı için aynen ekleştiriyorum kendisini buraya:
Merhabalar Egemen, nasilsin?ne yalan söyleyeyim, olaydan 6 sene sonra da gelmiş olsa, marifet gerçekten de iltifata tabiymiş, ben bugün bunu gördüm. çok da hoşuma gitti böyle bir güzelliği organize eden biri olarak hatırlanıyor olmak. akabinde, tabi, anılar depreşti... sertaç, barışcan, özcan, ben ve ekipte olup olmadığını hatırlayamadığım diğerleri güler'deki o greek temple'a bakan odada benim ve cancan'ın yatağının üzerinde kümeleşmiş, daha önce mr. williamson'ın (nerelerdedir acep? tontiş sammy nicedir, inanç erkeklerine az iç çektirmemiş -yalan diyen allah için söylesin- eşi nasıldır?) zamanında yapılmış ilk silly games'i de yad ederek yeni ve daha bir eğlencelisini düzenlemek için laf çeviriyoruz. öyle böyle değil, sanki olimpiyat komitesiyiz görseler... o oyun konsun, şu oyun çıkarılsın derken kafalar karışıyor, ve "bir liste yapalım" diyorum, hangi oyunu hangi sırada koyacağımızı belirlemek ve zaten güç bela yönetimden izin alarak (öğleden sonra dersleri iptal ettirmiştik) elde ettiğimiz zamanın tamamını eğlenceye ayırmak için gerekecekti bu. sonrası? her takıma isim belirleme zorunluluğu koymuştuk mesela, takımına oyunlarda yarışacakların listesi asılana kadar isim bulamayanlara biz isim verecektik, ve tabii ki bunlar pek sevimli isimler olmayacaktı. mine'lerin (doğucu) miydi, anıl'ların (aktaran) mıydı -ikisi aynı takımda bile olabilirler- neydi, bir takıma "dallamalar" demiştik mesela. bütün oyunlar boyunca isimlerini değiştirmek için lobi yapma seviyesinde uğraşmış, bu isimle her anons edildiklerinde protestonun, tavrın kralını yapmışlardı :P
Sana işim dustu:). Burada kampus senliklerinde silly games tarzi bir organizasyon yapma durumumuz var, ve benim silly games deyince aklima girek sen geldin. Ben okuldayken yapilmis en eglenceli silly games'in organizasyonunu siz yapmıstınız! Aklina geldigi kadar ne oyunlar oynandıgını kisaca anlatır özetler misin zamanın varsa? Bana cok buyuk bir yardımda bulunmuş olursun.
Teşekkurler cok,
-zeynep
kafamda şimşekler çakmaya başladı birden bire; bir liste hazırlamıştık hani biz? kimbilir nerededir, hangi cehennemdedir? öyle ya, üzerinden o kadar zaman geçmiş, inanç'ta eski defterler, o üzerinde geceler tüketilen proje kartonları gibi, içinde üretildiği kurumu geçmişsizleştirircesine geri dönüştürülmek üzere toplanıp atılmış olabilirdi...
... tabi listeyi inanç'ta bırakmışsam.
sonrasında, inanç konusunda ne kadar arşivci-çöpçü-sentimentalist-nostomanik olduğum dank etti, ve hemen çıfıt çarşısından farksız dolabımı karıştırıp yarım saat içerisinde, zamanında part-time matematikçimiz ömer kömürcüoğlu ile "enteresan" sorular çözdüğümüz, okulun dağıttığı, dışı şirinler köyü'nden proletarya manzaralarıyla kaplı 60 yaprak kareli metod defterinin sayfaları içinde o listeyi buluverdim! şoka bakar mısınız! sanki matbah-ı amire'de en son pişirilmesinin üzerinden yüzyıllar geçmiş ama her yiyenin tadı damağında kalmış kayıp bir yemeğin tarifi karşımdaydı... bir garip oldum, bir hislendim ki anlatamam. abartısız, hiç beklemeden, hatırladığım kadarıyla oyunların detaylarını erul'a döşendim, listeyi de herhalde başına birşey gelmesin diye kilitli bir kasaya koyacağım. bundan sonraki inanç reunion'da birkaç eklemeyle (paperball, inşaat hokeyi, ufak çaplı iz takipleri, vs.) tekrar düzenlemeli aslında... offf be, offf!
eskisinden saklanmış herhangi bir görüntü var mıdır bilemiyorum, ama umarım erul yenisinden birkaç kare, belki birkaç dakikalık akan görüntü gönderir; insanları eğlenirken görmek muhteşem birşey zira, hele bunda sizin de azbuçuk payınız varsa...
yazan eden: egiboy
yıldız tarihi:
11.3.07
1 yorum
? anı, değil, inanç lisesi, rastlantı, silly games, veri depolama
9.03.2007
mythbusters, MIT tarzıyla...
arkhimedes'in ölüm ışınını test eden n'inci grup olsalar gerek.
başarmışlar yalnız :)
yazan eden: egiboy
? arkhimedes, ayna, değil, mit, mythbusters, ölüm ışını

